26 Haziran 2017 Pazartesi

ANKET YAPARAK PARA KAZANMAK

            "Merhaba, çok kısa bir anketimiz var katılmak ister misiniz? Beş dakikanızı almayacak inanın. Klimalı ortamda sizi dinlendirmek istiyoruz. Düşüncelerinize değer veriyoruz. Üç gündür ayaktayım yardımcı olursanız, beş dakika..."

             Genellikle olumsuz cevaplar alınıyor. Kimse vakit ayırmak istemiyor. Aslına bakarsanız ben de eskiden öyle yapıyordum. Kim uğraşacak şimdi diyorlar. Haklılar. Fakat hiç düşündünüz mü firmalar sizin isteklerinize göre fiyatları belirliyorlar. Kalite konusunda da kendilerine çeki düzen vermelerinin en önemli yollarından biri, anketleri değerlendirmek. Fakat yurdum insanı ne diyor?

             - Vaktim yok kusura bakmayın
             - Acelem var
             - Yorgunum halim yok
             - Daha önce yapmıştık

           Bazısı yüzünüze bakmıyor, cevap bile vermiyor. Bazısı bir "S" çizerek neredeyse çevrenizden geçiyor. Bazısı öyle önemsiz, belki bir çöp parçasıymış gibi bakıyor size ve içinden "Zavallı" bile demiyor. Kimisi, yolu işgal ediyoruz diye düşünüyor. Fakat düşünceli, gayet nazik davrananlar da oluyor. Bazıları eskiden kendisi de anket işi yaptığından, bazısı acıdığından kabul ediyor. Şu an beni duymasalar da hepsine tekrar teşekkür ediyorum.

           Peki biz ne iş yapıyoruz? Neredeyse her geçene yalvar yakar para kazanmaya çalışıyoruz. Aldığımız ücret ise oldukça düşük. Yani gösterilen çabanın karşılığı değil. Günlük ücret alınan stüdyo işlerinde, iş yapıyor gözüksen de yeter. Fakat ben öyle mi yapıyorum. Hayır, fazlasıyla efor sarf ediyorum. Çevirdiğim ve anket yaptığım insan sayısı istenildiği kadar değil fakat gösterdiğim çaba bunun çok daha fazlası. Bir başkasıyla kıyaslanırsa da daha başarılıyım.

            Eğer sadece giriş yapıyorsanız anket başına 1-2-3 lira gibi ücreti var. 1 liralık bir anket bile, 15 dakikanı alabiliyor. 2 liralık bir anket 30 dakikanı, 3 liralık ise 40 dakikanı alabiliyor. Bazen anketin giriş şeklini anlayıncaya kadar bir ankete 80 dakikanı verdiğin oluyor. Bu söylediğim dakikalar, zorunlu kısımlara ait. Bunun başlaması var bitirmesi var. Gerçekten oldukça zor bir iş. Günlük temizliğe gitsen sabahtan akşama ki, genellikle geç vakitlere kadar sürmez, stressiz, en az 100-120 lira alırsın. Şimdi düşününce günlük 40 lira nere, 120 lira nere? Ama başladın mı anket işini bırakamama gibi bir durum da var. İçine sebepsiz bir hırs geliyor. Daha fazla kişi daha fazla anket...

           Peki anket yaparak para kazanmak mümkün mü?

           Düzenli ücret alabildiğiniz bir işiniz varsa ya da öğrenciyseniz anket yaparak biraz kazanabilir, ek gelir elde edebilirsiniz. Çalıştığınız yer para öderse tabii. Bir çok kişiden duyduğum, yaptıkları işin ücretini alamadıkları, alsalar bile geç aldıkları yönünde. Bu nedenle tamamen bu işe bel bağlamak yanlış olur.

           Düzenli ücret alabileceğim bir iş bakıyorum. Bir iki yer ile bayramdan sonra görüşeceğim. İşe girersem ankete devam eder miyim? Ev hanımlarının iğne oyası yapıp kazanması gibi bir şey. Boş oturacağıma yaparım.

19 Haziran 2017 Pazartesi

AŞK İÇİN -1.BÖLÜM-


        Asansör 4. katta birden durdu. Şirketin cimri patronları, asansör bakımını senede bir yaptırdıkları için, sık sık bozulurdu. Piyango kime vurursa artık...

        Bu kez bize denk gelmişti. Akşam olmuş, çoğu çalışan gitmişti. Aysun'la çok yakın değildik. Patronun sekreteri olduğu için biraz uzak dururdum ondan. Asansörde onca zaman kurtarılmayı bekledik. Havalandırma ve ışık sorunu yoktu. Topuklu ayakkabılarımızı çıkarıp yere oturduk. Birazdan nasılsa gece bekçisi katları dolaşacak ve biz kurtulacaktık. Daha önce hiç yapmadığımız kadar konuşmaya başladık. Meğer aynı lisede okumuşuz da farkında değilmişiz. Tanıdığımız ortak arkadaşlarımız varmış ama ben, sanki onunla hiç karşılaşmamıştım. Zaten büyük bir liseydi.

       "Eee anlat" dedi. "Ne anlatayım" dedim."Aşk için yapabileceklerinin sınırı ne?" Bilemiyorum böyle bir soruyla daha önce hiç karşılaşmadım."dedim. Aysun konuşmaya devam etti. "Bak bu aşk diye anlatılan ne varsa hepsi palavra. Sana başımdan geçen bir olayı anlatmak isterim dilenlersen." "Dinlerim tabi ki neden olmasın, zaten burada yapacak daha iyi bir şey yok." dedim. Aysun konuşmaya başladı.

        Ben, gezmeyi çok severim, bilmem daha önce hiç sözünü etmiş miydim? Bir turla Kapadokya gezisine gitmiştim. Yol boyunca sıkılmamak için gevezelik edecek birini arıyordum. Benim gibi gezmeyi ve gevezelik etmeyi seven bir adamla tanışmıştım. Aklımıza ne gelirse konuşuyorduk. Ben gülmekten perişan oluyordum. Vakit nasıl güzel geçiyordu anlatamam. Tur rehberinin gözetiminde etrafı geziyorduk. Bu da, yanımda hem gezip hem konuşurken, ayağı kayıp bir uçurumdan aşağı yuvarlanmasın mı? Bir de baktım adam yok. Neyse ki Allah'tan birkaç metre aşağıda düz, kayanın dışına çıkıntı yapmış bir zemin varmış. Yoksa uçurum nasıl biliyo musun? Aşağı direkt yuvarlansa parçası kalmaz. Ekipler geldi, kurtardılar. Ben de onlar gelip onu kurtarıncaya kadar üzüntüden ne yaptım bilemiyorum. Bildiğin kahroldum. Dualar ediyorum filan. Hayır, adamı daha önce tanımıyordum. Ne oldu da bu kadar üzüldüm diyecek durumda bile değilim. Öyle perişan olmuşum. Bereket çok büyük bir sorun yokmuş. Yukarı çıkardıklarında adamın boynuna sarılıp bir ağlıyorum ki sorma. Bu tuhaf hallerimi de sonradan fark ediyorum. Ayağı kırılmış.  Alçıya aldılar. Tabi ondan sonra geziden bir şey anlamadım. Hastanede bir süre yanında kaldım. İstanbul'a birlikte döndük. Herkes işinin başına. Fakat ben normal hayatıma devam edemiyor, bir sebep uydurup soluğu adamın yanında alıyorum. Ancak hala durumun farkında değilim. Her yerden takip ediyorum. Nerede ne yapıyor diye. Tüm sosyal medyada peşinden koşuyorum. An be an eğlenmeye devam ediyoruz. Bir gün bir şey oldu kavga ettik. Beni tüm hesaplarından ve telefondan engellemesin mi. Başta sadece üzüldüm fakat her geçen dakika azap çekiyorum adeta. Onsuz geçen zamanlarda bir hasta gibi dolaşıyorum. Bir görsem sesini duysam yetecek."

       "Ne güzel bir hikaye" dedim. "Sonra ne oldu?"

        "Hikaye mi? İnan hepsi gerçek ve dahası var" deyip anlatmaya devam etti.

         "Baktım olmuyor. İşten ayrıldım. Çalıştığı şirkete bir şekilde girdim. Büyük bir şirkette küçük bir işe razı oldum. Oturduğu mahalleye taşındım. Tekrar konuşmaya başladık. Bu kez mutluluktan uçuyorum. Her sabah masama bir gül ve yanında bir şiir bırakılıyor. Bugün acaba hangi şiir diye heyecanla masama gidiyorum. Her gün istisnasız bu gerçekleşiyor. Ben de bana konuşacağı günü iple çekiyorum. Görüşüyoruz, konuşuyoruz, şirketteki diğer arkadaşlarla birlikte akşamları, hafta sonları program yapıyoruz. Güzel günler böyle birbiri ardına geçip gidiyor. Maaşım bir öncekine göre daha düşük olsa da sorun etmiyorum. Bir yandan da değer mi bunca şeye diye sorup, her şey para değil önemli olan mutluluk diyorum."

         "Bütün bunları bir adam için yaptığına inanamıyorum. Delirmiş olmalısın. Belli ki fazlaca etkilenmişsin orasını anladım da iş değiştirmek çok riskli gibi geldi bana.  Evini taşımak hele iyice abartmışsın. Çok mantıksız." dedim. Benim bu sözlerim üzerine boynunu büktü. "Haklısın" dedi. "Mantık düşünecek halde miydim bir de bana sor. Sebep desen yok. Bana öyle geliyordu ki onu görmeden geçen her günüm karanlık. Biraz konuştuğumuzda ise birden güneş açıyordu. Mutlu ya da mutsuz olduğumda kendimi kapısında buluyordum. Ona olan ihtiyacım hiç azalmıyordu. Ne kadar kötü şey varsa dünyada birden yok oluyordu sanki. Unutuyordum ne bileyim tuhaf bir durum. Biliyorum şimdi sana çok saçma geliyor, beni anlamıyorsun. Kimsenin anlamasını beklemiyorum zaten."

        "Peki bunca şeyi neden bana anlatıyorsun." dedim.

        "Birine anlatmak istiyorum çünkü."

Okumak isteyenler için AŞK İÇİN 2.BÖLÜM

18 Haziran 2017 Pazar

BABAM'A



             O hiç hastalanmazdı, yorulmazdı, yaşlanmazdı. Onun varlığı, sırtımı güvenle yasladığım bir dağı andıran dayanak gibiydi. Ramazan'ı birlikte geçirmek için bana geldiğinde, hala eskiden olduğu gibi duruyordu karşımda. Kırlaşmış saçları ve sakallarıyla, ilerlemiş yaşına rağmen yine dimdik ayaktaydı işte. Beyaz bir kâğıda sarıp, paket lastiği geçirdiği emekli maaşının tamamını bana teslim etti. "Ah babacığım neden bunu yaptın?" dediğimde. Güçlü ve şefkatli sesiyle "Ben, senin babanım ve ölünceye kadar da yanındayım. Benim neyim varsa senin..." dedi.

             Çocukluğunu yaşamadan büyümüş ve çalışmaya başlamış. Dışarıda satamadığı simitleri gizlice okulda arkadaşlarına satmaya çalışırmış. Eğer simit sayısı yüze ulaşırsa, parasını tam olarak alabiliyormuş. Yazları, başka şehirlere gidip oradaki çiftliklerde, artık çocuk haliyle ona ne iş verilirse yaparmış. Bir keresinde sıtmaya yakalandığı için evine geri göndermişler.

             Gençken çok paralar kazanmış. Petrol Ofisi'nin devlete bağlı olduğu zamanlarda, işçi olarak girdiği işinde göstermiş olduğu başarılar sonucunda, diğer işçilerin ücretinin beş katı kadar kazanır hale gelmiş. Türkiye'de tır sayısının çok az olduğu o dönemde, kasalarının imalatında çalışmış. Uçak yakıtlarının daha az maliyetle ve fazla miktarlarda taşınmasında büyük katkıları olmuş. Yeri gelmiş bir müdür kadar itibar görmüş. Fakat sonra bir şekilde oradan ayrılmış. Sonrasında, merkezinde tır ve kamyonların olduğu farklı işler yapmış. O dönemlerde de büyük paralar geçmiş eline. Talihsizlikler neticesinde -ki şoförlük yapanların çok söylediği bir söz vardır, "Arabacılık cılık" diye - kazandığı ne varsa hepsi gitmiş. Hiçbir zaman hak yememiş, harama el sürmemiş, lakin o çok zenginlikten geriye sadece bir emekli maaşı kalmış. Fakat o, emekli maaşını bana veriyor ve ben o parayı milyonlarca liraya değmeyecek kadar değerli bir hazineymişçesine saklayacak yer bulamıyorum bir an.  

             Çocukluğumda, fazlaca saçmaladığım o günlerde bile beni büyük bir insanmışım gibi dinler, dünyanın en akıllı çocuğu benmişim gibi davranırdı. Yanında, başkalarının yanında olmadığım bir rahatlıkla oturur, saatlerce sohbet eder, sadece onu üzmemek için dediklerini dinler, sözünden çıkmazdım.

             Bir kere yanağıma hafiften bir fiske vurduğunda ne kadar haklıydın ve başka bir zaman elini kaldırdığını bile görmedim bana. Evden kaçıp çocuk aklımla maceralara atıldığımda bile, sadece başıma gelecekler için korktuğunu biliyorum. Yine de kollarını açıp, benim sana dönmemi beklemiştin. Beş yaşında bir çocuk olarak fazlaca tehlikeli, aynı zamanda çok heyecan verici bir günlük küçük maceram bittiğinde, eve koşarak gelmiş ve sana sarılmıştım. Kendi kararlarımı almaya başladığım dönemlerde, "Sen doğrusunu bilirsin kızım" dedin. Sonuç ne olursa olsun yanımdaydın.  

              Değil mi ki varsın ve değil mi ki "Ben senin yanındayım" dedin bana, artık sırtım yere gelmez baba. Ben de bu sebeple ayakta durmalıyım. Tıpkı senin gibi...

              İyi ki varsın ve hayatımın her bir günü için babalar günün kutlu olsun.



              Not: Tüm babaların babalar günü kutlu olsun.